Oyun ve Tiyatro Pedagojisi: Okulda oyun ve tiyatro/ Kadir Çevik

Oyun ve Tiyatro Pedagojisi: Okulda oyun ve tiyatro

Tiyatro dışardan içeriye, içerden dışarıya doğru bir deneyim aktarımı, bir tartışmadır: Tiyatro hayattan aldığını sahnede kendi koşullarına göre yeniden yaratır/anlamlandırır ve yeniden hayata sunar. İşte tiyatronun bu yanı onu en önemli kılan tarafıdır. Bu yanıyla tiyatro okullarda verili olan eğitim anlayışının dışında olanaklar sunar: Bir oyunun sahnelenme süreci öncelikle oyuncunun imgelemini, yaratıcılığını, algısını, gözlem yeteneğini geliştirmeyi hedefler.

Geniş kitlelerin tiyatroya ve sanata ilgi duymasının en alt basamağı okullarda yapılan tiyatrodur. Bu basamağın etkili kullanılması ise yapılan çalışmaların niteliği ile doğru orantılıdır. Okullarda yapılan tiyatronun gelişkinliği, hem çocukların estetik beğenisini geliştirecek hem de bilinçli tiyatro seyircisinin oluşmasına ve buna bağlı olarak da tiyatro kültürünün gelişmesine olumlu katkıda bulunacaktır.

Günümüzde profesyonel gençlik ve çocuk tiyatrolarının projelerine ve programlarına baktığımızda tiyatrodan okula doğru bir yöneliş olduğunu görürüz. Artık birçok profesyonel tiyatro okula yönelmenin yollarını aramakta ve bu bağlamda kapsamlı projeler geliştirmektedir. Bu projeler sadece çocuk ve gençlik tiyatroları tarafından değil yetişkinler için yapılan tiyatrolar tarafından da geliştirilmektedir: Seyirci sayısındaki düşüşler bu konuda tiyatroları yeni arayışlara itmiştir. Çağımızın iletişim araçlarının gelişmesi ister istemez tiyatroyu olumsuz etkilemiş ve tiyatroları yeni konseptler üretmeye zorlamıştır.  

Bu yönelişi Tahalya Theater ve Grips Theater gibi tiyatro kurumlarında rahatlıkla görebiliriz. Bu bağlamda okulda yapılan tiyatro çalışmalarını aşağıda belirtilen üç başlık altında değerlendirebiliriz:

a.     Okulda yapılan oyun ve tiyatro işlikleri (yaratıcı drama atölyeleri)
b.     Okulda yapılan tiyatro
c.     Okuldaki tiyatro çalışmalarının profesyonel tiyatro ile ilişkisi.

Okulda yapılan oyun ve tiyatro işlikleri.

Okulda yapılan oyun ve tiyatro işlikleri ister istemez tiyatronun zanaatına dair araçlarla iş görmek zorundadır: kurgulama, kişileştirme, doğaçlama, bedene dayalı oyunlar ve alıştırmalar, materyal oyunları ve alıştırmaları, rol oyunları ve alıştırmaları gibi.

Bu oyun ve tiyatro işliklerinde ortaya çıkan temel durum şudur: Bireyin içsel dünyasına dair deneyimlerle bireyi çevreleyen dış dünyaya dair deneyimler buluşurlar ve bu bireyin yaratıcılığında etkili olur. Doğaçlama yapan her birey kendi tasarımını ve hayata yaklaşımını beraberinde getirir. Ortaya çıkan her şey aslında bütünün bir yansımasıdır. Yani bireyin içsel dünyasının ve o dünyayı saran dış kabuğun.[1 ]

Örneğin ‘Rol Oyunları’ yansılamayı içerir, bu gerçekliğin bir biçimde ortaya konması ya da oyun mekanı ve olanakları içerisinde yeniden ifadesidir. Rol oynayan çocuk gerçeği yansılar. Bu noktada hayata dair çeşitli olasılıkların denenmesi söz konusudur. Ya da bir başka deyişle birey gerçekliğe dair kendince bir resim oluşturur. Kendi dünyasına ilişkin resimleri ortaya koyan birey  bu resimlere karşı duran diğer bireylerin resimleri ya da ifade dilleriyle yüzleşmek durumunda kalır. Böylece önemli bir olgu ortaya çıkar, daha  doğru bir deyişle çıkmalıdır: o da alternatif olanın algılanmasıdır. Alternetif fikirlerin ortaya çıkması verili olanın sürekli kabulünü yadsır  ve bu her toplum için hayati öneme sahiptir. Bunun  bizim toplumumuz açısından ise daha da hayati bir öneme sahip olduğunu vurgulamakta yarar var: Bizim toplumumuzda verili olan her zaman kabul görmüştür bu bizim toplumumuz açısından önemli bir zaaftır.

„Gurup içerisinde bir birey ya da birden çok kişi kendi fikirlerini gerçekleştirmek isteyebilir, ya da kendi fikrini kabul ettirmek için diretebilir. Bu çok daha önceden çatışmaların üretken çözümünü öğrenmeye neden olabilir“. [2]

Burada oyun yöneticisinin ya da başka bir deyişle oyun ve tiyatro pedagogunun gerçekten aktif ve üretken müdahalesi önemlidir. Bu sayede belki çatışmaların üretken çözümü için daha  okuldayken bir strateji geliştirme söz konusu olabilir. Yaşanan sorunlara, çatışmalara yaratıcı ve üretken çözümler getirebilmeyi öğrenmek ve şiddetten uzak durmayı becerebilmek ilk okul düzeyinde daha kazanılacak bir bakış açısı olabilir. Yine bu da bizim toplumumuz açısından hayati öneme sahiptir.

1996 yılında Berlin’de gençler arasındaki şiddetin önüne geçmek için iki yıl süren özel bir çalışma başlatılmıştı. Bu projenin en önemli ayağını tiyatro çalışmaları ve bu çalışmalarla paralel yürüyen oyun ve tiyatro işlikleri oluşturuyordu. 14 –17 yaş grubu ile yapılan bu çalışmalar belli bölgelerde yoğunlaştırılmıştı ve çalışmalar sayesinde önemli sonuçlar elde edildi. Örneğin benim de çalıştığım bölgede Weding’de  gençlik evi çevresinde şiddet en alt düzeye indi. Ancak bu çalışmalar iğneyle kuyu kazmak gibidir, sabır ve istikrar ister. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz: Tiyatral araçlar kullanılarak yapılacak bir çalışma bireyler arasında yeni iletişim kanallarının oluşmasını sağlayacak ve bu da sonuç olarak bireyde davranış değişikliğine neden olacaktır.

Kuşkusuz oyun ve tiyatro pedagojisi bağlamında yapılacak çalışmalara katılan bireylerin kendi olanaklarını keşfetmeleri, düş güçlerini geliştirmeleri ve her şeyden önemlisi kendine güvenmeyi öğrenmeleri önemli gelişmelerdir. Bunların içinde benim en çok önemli gördüğüm şey yaratıcılığın geliştirilmesidir. Hangi işi yaparsanız yapın yaratıcılığınızı ortaya koyamazsanız yaptığınız iş her zaman sorunlu olamaya adaydır. Okulda yapılan oyuna ve tiyatroya dayanan işlikler sadece katılımcıyı eğlendirmeyi hedeflememelidir. Yapılan iş bir süreç olarak düşünülmeli ve bu sürecin okul dışındaki yaşama yansıması sağlanmalıdır. Bu doğal olarak bilimsel anlamda ölçülemez ancak süreç etkili yaşanırsa yaşama ilişkin yansımaları rahatlıkla görülebilir.

Okullarda yapılacak oyun ve tiyatro işlikleri eğer gerçekten önem verilerek ve bir proje kapsamında yapılırsa önemli sonuçlar elde edilebilir.

Buraya kadar söylenenlere daha bir çok şey eklenebilir: Örneğin planlı oyunlarla okul yaşantısına dair sorunları çözmek, sorunlu çocuklarla özel işlikler yaparak onların okula uyumunu sağlamak gibi.

Okulda yapılan tiyatro çalışmaları

Okulda ya da okul dışında tiyatro her zaman dışa yöneliktir: yani seyirci ile mutlaka buluşulacağı bilinir. Zaten tiyatro seyirci ile buluşulan anda başlar. Bu dışa yöneliklik ister istemez yapılan işi belirleyecektir. Bir drama çalışmasında üstüne tartışılan şeyler tartışma, anlama, kavrama düzeyinde kalabilir. Ancak bir oyunun sahneleme süreci ister istemez anlama, anlamlandırmayla sınırlı kalamaz: Anlamlandırılanın sahnede düşünüleni ifade etmesi belirleyici bir unsurdur. Bu amatör ya da profesyonel her türden sahnelemenin vazgeçemeyeceği bir unsurdur. Ve her oyunda göstergelerden ve onların oluşturduğu anlamdan söz etmek olasıdır.

Okulda yapılan tiyatro bizim tarihimiz itibariyle önemli bir yere sahiptir. Hemen hemen her kes okul yıllarında okulun tiyatro kolunda bir oyunda yer almış ya da okulda oynanan bir oyunu seyretmiştir. Bizdeki en önemli sorun okulda yapılan tiyatronun son derece basit bir uğraş olarak algılanmasından kaynaklanmaktadır. Adı okul tiyatrosu ya da amatör tiyatro değil “müsameredir”. Bu noktada okulda yapılan tiyatroyu amatör tiyatro olarak tanımlamak isterim. İşte tam bu noktada Brtolt Brecht’in amatör tiyatroya yaklaşımından söz etmek gerekiyor:  

Brecht, “amatör tiyatrodan söz etmek bir anlam ifade eder mi”  başlıklı yazısında “amatörlerin yaptığı çalışmaların sanatsal olmadıklarına inanmak, hatta onların yaptıklarından sanata dair hiç bir şey ortaya çıkmasa bile yanlıştır. Kötü bir gösterim de iyi bir gösterim de arkasında bir etki bırakır. Kötü bir gösterim kötü bir etki bırakır, ama kötü bir etki. Bunun bir önemi olmadığını söylemek sanat açısından tamamen yanlıştır. İyi sanat, sanat algısını geliştirir. Kötü sanat sanata dair algıya dokunmamazlık etmez ona zarar verir.“ [3]  Buradan hareketle seyredilen bir oyun ister kötü sahnelenmiş ister iyi sahnelenmiş olsun dünyaya dair bir pencere açar ve oyuncular belirli koşullar altında insanların birbirlerine karşı nasıl davrandıklarını sergilerler. Dolayısıyla sergilenenin seyircinin tasarımlarına saldırmaması ona karşı ya da yanında olmaması ya da seyirciye başka bir alternatif sunmaması söz konusu değildir. Bunlar az ya da çok eksik ya da noksan her oyunda gerçekleşir. Brecht bu bağlamada Dunga Ding adlı bir filmden söz eder. Bu filmde Hindistan’a saldıran bir İngiliz birliği ve onların yerli halkla girdikleri mücadele anlatılmaktadır. Ancak bu mücadelede yerli halka geri zekalı muamelesi yapılırken İngilizlere daha gelişkin bir uygarlığın temsilcileri muamelesi uygun görülmekte ve film yerli halkı kültür yoksunu olarak ortaya koymaktadır. Bu türden bir yaklaşım seyirci üstünde tahminimizden de öte bir etki bırakır. Bu noktada tiyatronun politik, etik ve estetik anlamda seyirciyi kendi sanatsal olgunluğu doğrultusunda etkilediğini rahatlıkla ifade edebiliriz.

Eger kendi ülkemize döner ve bizdeki yapılan okul tiyatrosuna bakarsak rahatlıkla gerçekten iyi tiyatro yapmayı hedeflemediğimizi söylemek sanırım abartı olamayacaktır.

Öncelikle öğretmenler nasıl klişelere kapılmadan, kendini tekrar etmeden, ritmiyle, yorumuyla, oyunculuğuyla, sahne tasarımıyla gelişkin bir oyun yapacaklarını bilmiyorlar. Bu normal bir durumdur ve bu yüzden kimse öğretmenleri suçlayamaz. Onların bu sanatın araçlarını iyi öğrenmeleri konusunda çaba gösterildiği söylenebilir ancak yeterli olduğu söylenemez.

Amatör tiyatro bağlamında önemli gördüğüm bir kaç noktayı vurgulamak istiyorum: Öncelikle okulda yapılan tiyatroda süreç en az ortaya çıkan oyun ve onun yetkinliği kadar önemlidir. Tiyatro yapmak diğer sanatlardan yaratım süreci olarak ayrışır, daha doğru bir deyişle kendine özgü dinamikleri vardır. Hele okul tiyatrosunun dinamikleri profesyonel tiyatronun dinamiklerinden tamamen farklıdır. Oyun sahneleme süreci dolayısıyla eldeki oyuncuların olanakları dikkate alınarak tasarlanmalıdır.

Bir başka olgu ise sahneleme sürecinin bir işkence değil istenerek ve zevkle yapılan bir sürece dönüştürülmesidir. Bu çalışmayı yürüten öğretmenin gerçekten zorlanmasına neden olabilir, ancak zorla tiyatro yapmak olası değildir.

Gurubun bütünün hem içsel hem de entellektüel olarak sahneleme sürecinin içine sokulması ve her şeyden önce bunun olabildiğince organik bir biçimde gerçekleştirmeye çalışılması ve bu sayede bir grup yaşantısının oluşturulması vazgeçilemezdir. Zira sahneleme sürecinde ve gösterimde yaşananlar amatör oyuncunun dünyasını farklılaştıracaktır. Organize olabilmeyi, kendi bedenini disipline etmeyi, başkalarıyla empati kurmayı öğrenmek, kendi yarattığına karşı sorumluluk taşımak, seyircinin enerjisini hissetmek, oynayanı o oyundan önceki birey olmaktan çıkarır. Yaratıcı drama başlığı altında söylenenlerin büyük bir kısmı yine amatör tiyatro yapan bir gurupta yaşanır ve etkileri, bireyi dönüştürmesi aynı oranda gerçekleşir. Zira sahneleme sürecinin amatör tiyatroda oyun ve tiyatroya, yani yaratıcı dramaya dair bir çok öğeyi içermesi yapılan işin kendi dinamiği açısından önemlidir. Burada dikkat edilmesi gereken sahne plastiğinin ve anlamların seyirciyle buluşmak zorunda olduğudur.  Tekrar B. Brecht’e dönersek “insan birlikte yaşadığı insanlar tarafından değiştirilebilir ve sadece ölüler değiştirilemezler.” Ve Brecht’le devam edelim “tiyatro sanatı insana daha yakın ve genel olarak bütün sanatlardan daha sıklıkla denenen bir sanattır ve bu sadece sahnede değil yaşam içerisinde de  denenen bir sanattır. Bir halkın tiyatro sanatı esas olarak bütünlüklü olarak yaşayan bir organizma olarak değerlendirilmelidir ve eğer o organizma bütün öğeleriyle sağlıklı değilse bu sağlıksız bir durumu ifade eder.[4]

Eğer ülkemizde tiyatronun gerçekten hayata dokunan etkili bir sanat olmasını istiyorsak okulda yapılan yaratıcı drama işliklerine ve okulda yapılan tiyatroya önem verilmelidir. Bu sadece tiyatroyla ilgili kısmı oluşturur. Ancak bu çalışmalar aynı zamanda bireyin sosyal yaşantısına etkide bulunur. İşte bu etkinin bizim ülkemiz açısından çok ama çok önemli olduğunu vurgulamak isterim.

Profesyonel tiyatroların okulla ilişkisi

Bu konu bizim ülkemizde çok üstünde düşünülmemiştir. Hatta çocuk tiyatroları bile bu konuda gereken projeleri üretememiştir. Okulda giderek oyun sahnelemekle yetinilmiş ve tiyatro yaşantısı sadece bununla sınırlı kalmıştır. Oysa artık hemen hemen her Avrupa ülkesinde tiyatro doğrudan okula yönelmenin yollarını aramakta ve bu çalışmalar için projeler üretmektedirler.

Bazı tiyatrolar her sene bir okul seçerek çalıştıkları oyuna öğrencileri dahil etmekte ve bütün bir sahneleme sürecini birlikte yaşamaktalar. Ya da Thalya Theater gibi kurumlar öğretmenlere ve öğrencilere yönelik özel işlikler düzenlemekteler.



Gerçekten tiyatronun geniş kitlelere ulaşması isteniyorsa okul ve profesyonel tiyatro arasında güçlü bağların kurulması önemlidir. Bu bağlar şöyle kurulabilir:

•    Öğretmenlere yönelik özel atölye çalışmaları tasarlanmalıdır.
•    Liselerin tiyatro kollarıyla bağlantı kurulmalı ve onların profesyonel tiyatrodaki sahneleme süreçlerini izlemesini sağlanmalıdır.
•    Sistematik bir programla çocuk ve gençlik tiyatrosu yapan kurumlar oluşturulmalı ve bu kurumlar doğrudan okulla ilişkilendirilmelidir.
Bu öneriler giderek artırılabilir.  Bu konuda yapılacak çalışmalar tiyatronun ülke genelinde gelişimi açısından hayati öneme sahiptir. Tiyatro seyircisinin nicel olarak artması ve tiyatromuzun nitelik olarak gelişmesi bu türden çalışmaların yaygınlığı sayesinde gerçekleşecektir.

Yrd.Doç. Dr. A.Kadir Çevik
Oyun ve Tiyatro Pedagogu

Dipnot:
[1] Bkz. Helmut Schefer, Spielphantasie und Spielunwelt, s.29
[2] K. Wardetzky, Pladoyer für das Spiel, in Spiel und Theater Berlin und den neuen Bundeslendern, s. 3-5
[3] B. Brecht, Schriften zur Theate, B.4, s.60
[4] B. Brecht, Schriften zur Theater, B.4, s.64

Kaynakça:

B. Brecht, Schriften zur Theater, Surkamp Verlag 4. Cilt Frankfurt am Main 1963.

G. E Schäfer, Spielphantasie und Spielumwelt, Spielen, Bilden und Gestalten als Prozesse zwischen Innen und Außen, Weinheim 1989

Hans Wolfgan Nickel, Rollenspielbuch, Recklinghausen 1977